Skolyozda Anne Deneyimi

Emel Hanım

Skolyoz korsesi sürecini bir ebeveynin gözünden dinleyin.

Bu röportajda, skolyoz korsesi kullanım sürecinde yaşanan deneyimler ve günlük hayata etkileri paylaşılmaktadır.

"Korse kullanımıyla kızımın duruşu değişti; kendine güveni arttı ve daha dik durmaya başladı."
Smiling woman with red hair and glasses against a yellow background.
Emel Cörüt
Ebevyn

1. Çocuğunuz skolyoz tanısı aldıktan sonra süreciniz nasıl ilerledi?

Ece LGS sınavına girmeden yaklaşık bir yıl önce, aslında bir farklılık hissetmeye başlamıştım. Ama o dönem bunu, ergenlikte sıkça görülen duruş bozukluğu olarak düşündüm. Kız çocuklarında göğüslerin büyümeye başlamasıyla birlikte kendilerini koruma içgüdüsü gelişiyor ya, ben de o şekilde yorumladım.

Ancak LGS sınavı dönemine geldiğimizde bu durum daha da belirginleşti. Hatta çevremdekilere de sormaya başladım: “Sizce Ece biraz eğri durmuyor mu?” Eşime soruyorum, arkadaşlarıma soruyorum… Teyzemin kızı gelmişti, ona bile sordum. Kızım önümden yürüyor, ben arkasından izliyorum; “Bakar mısın? Sence Ece’nin duruşu normal mi? Bir yamukluk yok mu?” diye soruyorum.

Sınav süreci tamamlanınca artık içim rahat etmedi ve “Bir doktora götürelim,” dedim. Gittiğimizde röntgen çekildi. O an gerçekten başımızdan kaynar sular döküldü. Çünkü o röntgenle birlikte skolyoz teşhisi kondu.

O gün Ece’yle birlikte doktora gitmiştik ve o anı ikimiz de hiç unutamayız. Doktor, büyük ihtimalle ameliyat olması gerektiğini söyledi. “42 derece eğriliği var,” dedi ve röntgen üzerinde bize de gösterdi. O gün hastaneden çıktık, ağlaya ağlaya eve geldik. Kızımla birlikte yürüyerek döndük. O anı hiç unutmuyorum.

İnsan o dakikalarda otomatik olarak kendini suçluyor ebeveyn olarak. “Ben ne yapacağım şimdi? Nasıl fark etmedim? Bu çocuk bu kadar yamulana kadar ben nasıl göremedim?” diye kendimi sorguladım durdum.

Sonrasında bir doktora daha gittik. Bize, kızımın gelişimini tamamladığını söyledi. Korse takılmasını önerdi ama “Korse çıktıktan sonra eğrilik eski haline dönebilir,” dedi. Büyük ihtimalle ameliyat gerekebileceğini de ekledi. Ameliyatla ilgili anlattıkları içimize pek sinmedi, bu nedenle bizi başka bir merkeze yönlendirdi.

Orada da korseyle ilgili bazı soru işaretleri oluştu, şüphe duyduk. Sonrasında başka bir doktora daha başvurduk. O da durumun skolyozla değil, bel eğriliğiyle ilgili olduğunu söyledi ve “Bir bacak diğerinden uzun, bu nedenle kesilmesi gerekebilir,” dedi. Bu açıklama da bizi iyice kararsız bıraktı.

Yapılması gerekenleri sıraladı ama yine bir belirsizlik hâkimdi. Birkaç ay sonra tekrar kontrole gittik. “Aynı şekilde devam edin,” dendi. Ama çocukta herhangi bir düzelme görmeyince insan ister istemez sorgulamaya başlıyor: “Ben şu anda ne bekliyorum?” Ne fizik tedavi, ne spor… Hiçbir şey önerilmiyor; hep aynı tarz yönlendirmeler.

Bu belirsizlikler içinde bir doktora daha başvurmak zorunda kaldık. O doktor da skolyoz teşhisini doğruladı ve korseyle düzelebileceğini, fizik tedaviyle de süreci destekleyebileceğimizi söyledi. Bunun üzerine hemen harekete geçtik. Korseyi yaptırdık.

Yapılması gerekenleri sıraladı ama yine bir belirsizlik hâkimdi. Birkaç ay sonra tekrar kontrole gittik. “Aynı şekilde devam edin,” dendi. Ama çocukta herhangi bir düzelme görmeyince insan ister istemez sorgulamaya başlıyor: “Ben şu anda ne bekliyorum?” Ne fizik tedavi, ne spor… Hiçbir şey önerilmiyor; hep aynı tarz yönlendirmeler.

42 dereceyle başlayan bu süreçte, korseyi taktıktan sadece 3 gün sonra yapılan ölçümlerde eğrilik 27 dereceye düşmüştü. O gün, hayatımızın en mutlu günlerinden biriydi. Gerçekten çok mutlu olduk. Sanki her şey bitmiş, her şey yoluna girmiş gibi hissettik.

Tabii ki bu sadece bir başlangıçtı. Ama düzelebileceğini görmek bile insana umut veriyor. Çünkü insan kafasında hep aynı sorularla boğuşuyor: “Acaba hiçbir şey değişmeyecek mi? Bu böyle mi devam edecek? Kızım ameliyat olmak zorunda mı kalacak?”

Ameliyat kelimesi bile insanı ürkütüyor. Eşimle birlikte sürekli sorguluyoruz: “Kızımız ameliyat olursa, sonrası nasıl olacak? Yine eskisi gibi dağa tırmanabilecek mi? Arkadaşlarıyla tatile çıkabilecek mi? Denize girebilecek mi?” Aklımızda binlerce soru dönüp duruyordu.

2. Çocuğunuzun orteze alışma süreci nasıl geçti?

Beklediğimiz gibi olmadı açıkçası. Biz sürecin daha zor olacağını düşünüyorduk ama gayet kolay atlattık. Ece kararlı bir çocuk, ne istediğini biliyorsa o yönde ilerler. Öyle bir çocuk yani, bizi hiçbir zaman üzmedi. Kendisi de ‘Düzelmem gerekiyorsa evet, bu korsayı takacağım’ dedi. Doktorun yanından çıktığımızda da aynı şeyi söylemişti ve gerçekten taktı.

3. Korse kullanımı ile nasıl bir değişim gözlemlediniz?

Etraftan, arkadaşlarımdan da aynı yorumu duyuyorum: Yürüyüşü değişti. Eskiden özgüvenini kaybetmiş gibiydi; sürekli başı önde, sırtı eğikti. Ama şimdi kendine güveni geldi, dimdik duruyor. Tam bir genç kız oldu.

4. FITED’ın süreçleri hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?

Zaten size geldiğimizde, daha önce birçok gereksiz süreçten geçtiğimiz için bazı konularda güvenimizi kaybetmeye başlamıştık. ‘Acaba olmayacak mı, düzelmeyecek mi? Herhalde artık ameliyata gidecek bu durum.’ diye düşünmeye başlamıştık.

Ama size geldiğimizde gerçekten o kadar candan yaklaştınız ki, oradan çıktığımda içimden dedim ki: ‘Bunlar verdiğimizin bin katını hak ediyorlar.’ Böyle bir emeğin karşılığı yok. Zaten sonuç geldiğinde 27 derece olduğunu WhatsApp’tan yazdım.

Ölçüm alırken resmen etrafında defalarca dönüyor, bir yerden alıyor, içine sinmiyor; başka bir yerden tekrar alıyor, olmadı diyor, yeniden alıyor. Yaptığınız iş gerçekten büyük bir sabır gerektiriyor. Bence çok zor bir iş; hem bedensel güç hem de sabır istiyor. Ama özveriyle çalıştığınız için emeğinizin karşılığını, hastaların mutlu gözlerinde görüyorsunuz.

5. Geleneksel metodoloji ile üretilen eski usül korselere göre bizim korsemizdeki farkları nasıl buldunuz?

Biz İzmir gibi bir yerde yaşıyoruz. Biliyorsunuz burada sıcaklık 40-42 derecelere kadar çıkıyor. Bu bizim için çok önemliydi. Kendi aramızda konuşurken, ‘Bu kız yazın bu sıcaklarda bu korseyi nasıl takacak? Nasıl olacak bu iş?’ diyorduk. Çünkü gördüğümüz korselerin hepsi tamamen kapalıydı ve içinde hava alacak hiçbir alan yoktu. Üstelik günde 21 saatten fazla takması gerekecekti.

Sizin uyguladığınız hava aldıran korseler ise bence çok daha mantıklı ve kesinlikle olmazsa olmazlardan.

6. Sizinle aynı süreci yaşamış veya yaşayacak olan ebeveynlere tavsiyeleriniz nelerdir?

Aslında ilk birkaç gün, başıma yıkılmış gibi hissettim. Ne yapacağımı bilmiyordum. Çok ağladım, çok üzüldük. İnsan yaşarken bunu fark edemiyor ama geriye dönüp baktığında, aslında kendini bu kadar yıpratacak bir durum olmadığını anlıyorsun. Tabii ki hayat insana çözümsüz dert vermesin. Çözümü varsa, doğru kişilere emanet olmak gerekiyor. Hayatta doğru yere gitmek çok önemli, çünkü etrafımızda o kadar çok yanlış var ki. Bu yüzden doğruyu bulmak ve doğru insanla yola devam etmek çok değerli.

Ben bir anne olarak kendimi suçladım. ‘Kızımın bu durumunu neden daha önce fark etmedim? Nasıl göremedim?’ dedim. Aslında belki fark ediyorsun ama görmek istemiyorsun ya da konduramıyorsun. Bu da olabilir.

Bence çocuklara verilen pek çok eğitimin yanında, ‘vücudunu tanıma’ eğitimi de verilmeli. Çocuğa, aynada arada kendine bakması gerektiğini öğretmeliyiz. ‘Bir değişiklik var mı? Normal olmayan ya da garip gelen bir şey görüyor musun?’ gibi farkındalık oluşturacak alışkanlıklar kazandırmalıyız. Çünkü bazen insan kendini dışarıdan göremez; başka bir gözle bakıldığında fark edilen şeyler olabilir.

Benim farkındalığım artık o kadar arttı ki, dışarıda otobüste ya da yolda yürürken çocuklarda skolyozu fark edebiliyorum. Ama hayatımızda yokken, skolyozu hiç bilmiyorduk, aklımızın ucundan bile geçmiyordu.

O zaman genel tavsiyem şu olur: Ebeveynler bu tanıyı aldıklarında panik olmasınlar. En doğru tedavi yöntemine ulaşabilmek için sakin kalarak araştırma yapsınlar.